ULTRA MUHAFAZAKÂR SÜPER BELEDİYE SPOR

Yerel seçimlerin yaklaşmakta olduğu malumunuz. Seçimler genel olarak tatlı rekabetin, muhtemel sürprizlerin her zaman heyecan uyandırdığı “demokrasi bayramları” diye söylenegelirdi. Demokrasinin sadece seçimlerden ibaret olmadığını acı bir şekilde idrak ettik. Şöyle ki; en ufak bir heyecan kalmadığı gibi, birkaç istisna dışında Belediye Başkanlarının merkezden atanması ile ilgili bir düzenleme yapılsa itiraz sesi yükselmez. Zira an itibariyle ülkemizde yerel seçimler, masraftan başka bir şey değildir. “Filan yerde halkımız acaba hangi adayı başkan yapacak” değil “ filan yede acaba kim aday gösterilecek” şeklinde sorulan soru, yıllardır aksak köstek ilerleyen demokrasimizin iyi kötü sorusuydu. Geldiğimiz nokta artık çok farklı. Seçilmişlerin gerek metal yorgunluğu bahanesi ile istifaya zorlandığı ve yerlerine yenilerinin atandığı, gerek ise terör soruşturmasıyla görevden alındığı ve yerlerine kayyumların atandığı bir yerel yönetim sistemimiz nur topu gibi kucağımızda.

 

Yerinden yönetim, yerel ihtiyaçların karşılanması, yerelde toplanan bir takım vergilerin o yöre insanları menfaatine harcanmasının bir yoludur. Elbette “NŞA”. Normal şartlar altında. Ama güzel vatanımızda artık hiçbir şey normal şartlar altında değildir.

 

Yazı başlığında dikkatinize arz ettiğim hayali spor kulübü, yalnız bize has, örneğine dünyada rastlayamayacağınız bir saçmalığın realitesini ifade etmektedir. Bu kulüp, mateessüf yalnızca ismi hayal ürünü olup, örneklerinin yüzlercesi ülkemizde belediye spor kulüpleri olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Ankara belediyesinin görevden alınan seçilmiş başkanı ile atanmış başkanı arasında sosyal medya üzerinden süregiden tartışma malumunuzdur belki. Haberiniz yoksa karşılıklı atılan twitleri okumanızı tavsiye ederim. Vatandaşı olmasak çok eğlenceli aslında. Amerikan sit-com televizyon serileri gibi. Popcorn eşliğinde iyi gider. Ama ne acıdır ki iç edilen milyon liralar biz vatandaşlara ait. Özetle: Atanmış diyor ki; bizden önce belediyenin filanca geliri şu kadardı, biz bunu beş yüz kat artırdık. Selefi de cevap veriyor, diyor ki; efendim biz o işi filancaya ihale ettik, o fişmancaya ihale etti, pek tabii o da fişmekancaya ihale etti. Tüm bunların sonunda elde kalan parayı da bilmem ne spor kulübüne verdik. O da zaten filanca yabancı futbolcunun bir yıllık ücretidir.

 

  • Bana arsızlığın, utanmazlığın resmini çizebilir misin Abidin?
  • Denerim ama zor.
  • Peki özrü kabahatinden beter diye bir laf var onu çizebilir misin?

Memleketimizde seksen küsür milyon insan yaşıyor. (Nefes alıp veriyor, hayati fonksiyonları bir şekilde devam ediyor desek daha doğru belki.) Şahsımdan başka geriye kalanları bilmem ama bu tartışma benim çok canımı sıkıyor. Belki sizler rahatsız olmuyorsunuz ama beni çok rahatsız ediyor. Başıma bir şey gelmeyecekse bu yaşanan atışmanın kepazelik olduğunu söylemek istiyorum. Özrü kabahatinden beter bu değilse nedir? Bir bakla olsa ağzımızda, çıkar evladım diyen bir mürşidimiz olsa da rahatlasak…

Ankara’da musluktan akan her bir litre suyun yüzde bilmem kaçı vergi olarak belediyeye ödenirken, çocuklarının kursağından iki lokma helal rızık geçsin diye analar babalar canları çıkana kadar çalışırken, bir futbolcuya bu kadar para neden verilir? Taraftarı olmayan, halkın ne ilgisini ne sevgisini kazanamamış ve kazanması da gerekmeyen bir spor kulübü, milyonlarca insan açlık sınırında debelenirken neden ayakta tutulmak istenir? Bu vicdansızlığı yaptıktan sonra takımın adını haşa peygamber spor koysan ruz-u mahşerde hesabını veremezsin. Veremeyeceksiniz. Korkarım ki bu dünyada da hesabını soran çıkmayacak. Zira sizleri ve bu çarpık düzeninizi ayakta tutan bizzat üstüne basarak yükseldiğiniz fukara insanımız.

Bizi takip et ve yazıyı paylaş...
error
Aşağıdaki iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirir.

Alper Yıldız

Son yazıları Alper Yıldız (Tamamı)

Bir cevap yazın