100 YILLIK YALAN: ABDÜLHAMİDİN MİRASI (4)

100 Yıllık Miras Yalanı yazı dizimizin ilk üç bölümünde; Abdülhamid’in ölümünün 100.yıl münasebetiyle yapılan anmaları fırsat bilerek ortaya çıkan ve neredeyse İstanbul’un yarısı üzerinde hak iddia eden hanedan mensubu torunlarının geçmişte miras peşinde koşarken hangi yabancı ülkelerle hangi işbirliğine gittiklerini anlatılmıştı. Saray darbesi tahta çıkan Abdülhamit’in padişahlığı döneminde, Osmanlının parasıyla hukuksuzca üzerine tapu ettiği taşınmazların tahttan darbe ile indirildikten sonra Osmanlı hukuku gereği Sultan Reşad tarafından tekrar Hazine-i Hassaya devredi. Bu malların hanedan mensuplarının girişimleri ile Lozan görüşmelerine nasıl konu edildiğini ve aynı hanedan mensuplarının Lozan Anlaşmasına neden çok kızgın olduklarına değinmiştik. Yeni kurulan TC hükümetine padişah dedelerin mirasını isteme gerekçelerini yazarken adeta itirafta bulunmuşlardı.

Peki öyleyse, yeni kurulan TC Devleti ise mirasçı olduklarını iddia eden hanedan mensupları mirasyedilere nasıl bir cevap vermiş olabilir?

Padişah dedesinin kendisinden başka kimsenin haberi olmadığı özel kanunname/kararname çıkartarak, hazineye gelir getirsin diye kelepir fiyatına satılığa çıkardığı Hazine-i Hassa’ya ait taşınmaz gayrimenkuller ve onların işletme haklarını, Osmanlı hazinesinden aldığı altınlarla kelepir fiyatla satın almak suretiyle yağmalayıp, yetmezmiş gibi birde üzerine tapu ettirerek kaydeden II.Abdülhamid’in mirasyedi varislerinin iddiaları şöyle:

“Malvarlığı, şahıs öldüğü anda mirasçılara intikal eder. II.Abdülhamid, 10 Şubat 1918 tarihinde vefat ettiğinde terekesi mirasçılarına 10 Şubat 1918 tarihinde intikal etti. 1924’de, TBMM  II.Abdülhamid’in malvarlığının devri yasasını çıkardığıda ortada zaten. II.Abdülhamid ve el konulacak bir mülk yoktu. Kanunların ‘makable şamil’ yani geriye yönelik uygulanamaması tüm hukuk sistemlerinin ortak ilkesidir. Bu nedenle II.Abdülhamid’in malvarlığı 1918’de bizlere yani varislerine intikal etmiştir. 1924’te çıkarılan yasa geriye dönük uygulanamayacağı için geçersizdir”

Osmanlı sünnet takımı pazarlamacısı torunları II.Abdülhamid’in Osmanlı devletine ait bina, işletme, tarım arazisi, petrol sahalarını zimmetine geçirip gasp ederek kendi belirlediği kelepir fiyatlarla satmış gibi yaparak bedelini hazineden ödeyip üzerine kaydetmesi için sundukları diğer bir gerekçeler ise hayli ilginç. Gerekçelerinde adeta itirafta bulunuyorlar.

“Yabancı devletler Osmanlı Devleti’nin iç işlerine istedikleri gibi müdahale edebiliyorlardı. Kapitülasyonlar yüzünden yabancılar Osmanlı Devleti içinde imtiyazlı hale gelmişler ve Osmanlı Devleti içinde toprak satın alabilme hakkına da sahip olmuşlardı. İstedikleri takdirde değerinin fazlasını ödeyerek bu petrol sahalarını satın alabilirlerdi.
Ayrıca her an savaş çıkıp Dış Hazineye ait olan bu mülklerin, işletmelerin, arazilerin ve petrol sahalarının İngiltere, Fransa veya Almanya tarafından işgal edilmesi söz konusu da olabilirdi.

Bu durumda bu malvarlığı hiçbir hak iddia edilmeksizin işgal eden devletin olacaktı. Oysa bu malvarlığı, işletme ve araziler, devlete değil de padişaha ait olsa, şahsi mülkiyet kabul edilecek ve herhangi bir işgal durumunda padişahın şahsi malı olarak kalacaktı.

Onun vefatı halinde ise bu mülk evlatlarına geçecek, yani yine sultanın ailesine kalacaktı. II.Abdülhamid bütün bu meselelere çözüm bulmakta çok gecikmedi. Bütün olumsuz şartları dikkate alan sultan petrolün bulunduğu bölgelerin ve stratejik öneme sahip arazilerin Devlet hazinesinden alınarak Hazine-i Hassa’ya yani Saray Özel Hazinesine dahil edilmesine ve bu şekilde koruma altına alınmasına karar verdi.

Zaman kaybetmeden çıkarılan emirlerle bu araziler sultanın hazinesi olan Hazine-i Hassa’ya dahil edildikten sonra tapuları II.Abdülhamid adına çıkarıldı. Böylece petrol kaynayan bu araziler hem yabancılar tarafından satın alınmaktan hem de herhangi bir işgal durumunda elden çıkmaktan korundu. II.Abdülhamid ‘in bu arazileri şahsi mülk haline getirerek sağladığı diğer bir fayda ise bu arazileri devlet mülkü olmaktan çıkararak Düyun-ı Umumiye (Borç Ödeme Kurumu)’nun menfi durumlarından kurtarmasıydı.

Bunun neticesi olarak da, Düyun-ı Umumiye yerine Hazine-i Hassa’ya gelecek olan gelirleri Osmanlı Devletinin borçlarını ödemek için değil, Osmanlı coğrafyasına yaptığı hayır eserleri için kullandı. Bununla birlikte II.Abdülhamid çeşitli tarihlerde çıkardığı 3 emir ile Musul ve Bağdat petrol, gaz madenlerinin araştırma ve çıkarma imtiyazını da Hazine-i Hassa’ya dahil edip belgeleri kendi adına hazırlatmıştır…”

Bu açıklamayla II.Abdülhamid’in torunları olan hanedan mensuplarının devlete ne demek istemişlerdir?

Yeni kurulan TC Devleti ise mirasçı olduklarını iddia eden hanedan mensupları mirasyedilere nasıl bir cevap vermiş olabilir?

II.Abdülhamid’in Osmanlı örf ve hukukunu bile hiçe sayarak devlet malları üzerinde yaptıklarını o dönemin hukuk kuralları açısından da geçerli bir “özel mülk edinimi” saymak mümkün değildir. Bu yapılan işlemin adı olsa olsa görev ve yetkilerini kötüye kullanarak yolsuzluk yapmaktır. Bu yapılanlar hırsızlık, mala çökme, yağmacılık, soygunculuk ve zimmetciliktir! Bu şekilde hukuksuz olarak elde edilen malvarlığının miras ile varislere devredilmesi söz konusu değildir. Tespit edildiğinde devlet el koyar!

Nitekim TBMM’de 1949 yılında 431 sayılı kanunla el koymuştur !

İŞTE O KANUN
* VATANDAŞLIK KANUNUNA BAZI MADDELER EKLENMESİNE DAİR KANUN *

Resmi Gazete ile yayım ve ilanı: 7 Mayıs 1949- Sayı :7201

“431 sayılı kanunun mer’iyete girdiği tarihte, hayatta bulunsun bulunmasın, Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahlık etmiş herhangi bir kimse namına Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde tapuda mukayyet gayrimenkul mallar bu kanunun 8. maddesi mucibinde, kanunun yürürlüğe girmesiyle millete intikal etmiştir. Binaenaleyh, 431 sayılı kanunun neşrinden sonra bu gayrimenkullerin Padişahların mirascılarına intikali yapılamaz ve bu mallar üzerinde verese tarafından higbir hak iddia edilemez.”

II.Abdülhamid’in mirasyedi torunları, yukarıda da belirtiğimiz üzere devletimize yönelik yaptıkları açıklamada şunu demek istemişlerdi;

“Ulu Hakan, Halife Sultan, ‘El Gazi’ Padişah ünvanlı dedemiz Abdülhamid binaları, arazileri, hastaneleri, vakıfları, eğitim kuruluşlarını, petrol sahalarını, gemicikleri vb. yabancı güçlerden kurtarmak için kendini feda edip örtülü ödeneğin altınlarıyla satın alıp sonra kendi üzerine kaydettirdi. Ama yine de biz dedemiz’in üzerine kaydettirdiği bu mallardan hak talep ediyoruz.”

Devlet de onlara şu cevabı vermişti:

“Madem dedeniz bizim (devletin) malımızı, yabancılardan kurtarmak için bizim paramızla satın alıp, kendi üzerine devretti, korudu ve kolladı. Bizde kendisine bu fedakarlığından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Bizde dedeniz öldükten 31 yıl sonra, 431 sayılı kanunla emanet mallarımızı tekrar geri aldık. Siz şimdi neden “Dedemin mirası” diye bizden istiyorsunuz bunları ?”

Velhası kelam;
II.Abdulhamid’in varislerinin talep ettikleri devletin malıdır. Devlet olarakta bu mirasyedilere, vereceğimiz ne tek bir kuruşumuz, nede vereceğimiz 1 cm2 toprağımız yoktur.

Vesselam[s.ö]
Sadi ÖZGÜL
____________________________________________

YAZININ DİĞER BÖLÜMLERİ (okumak için başlıkların üzerine tıklayabilirsiniz)
100 Yıllık Yalan: Abdülhamidin Mirası (1)
100 Yıllık Yalan: Abdülhamidin Mirası (2)
100 Yıllık Yalan: Abdülhamidin Mirası (3)
100 Yıllık Yalan: Abdülhamidin Mirası (4)

KAYNAKLAR (okumak için başlıkların üzerine tıklayabilirsiniz)
– II. Abdülhamit Yaşasaydı Dünyanın En Zengin Padişahı Olurdu
Hanedan İstanbul’un yarısını istiyor
Musul-Kerkük Abdülhamid’in Tapulu Malı
Abdülhamid’in Efsanevi Mirası
Abdülhamit Han’ın Mirası: Nedir Bu Hazine-i Hassa
İşte Sultan Abdülhamid’in mirasının öyküsü
Sultan Abdülhamit’in Mirası
Osmanlı da bir rüyayla kurulmuştu
Abdülhamid’in torunu: Halep’in kuzeyi ve El Bab dedemin tapulu malıdır
Vatandaşlık Kanununa Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun (Resmi Gazete)

Bizi takip et ve yazıyı paylaş...
Aşağıdaki iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirir.

Sadi ÖZGÜL

Bir cevap yazın